Akustik Konusunda Bilgili ve Bilinçli insanların Yetiştirilememesi Büyük Eksiklik

İnfogroup’ta akustik mühendisi olarak görev yapan Özge Can çalışmalarında ağırlıklı olarak geniş hacimli kapalı alanların akustiği üzerine odaklanıyor. Kendisiyle çalışmaları, Türkiye’deki akustik tasarım ve ses yalıtımı projeleri üzerine konuştuk.

Fizik eğitiminin ardından akustik mühendisliğine geçiş yapan Özge Can, İngiltere’de farklı proje ve kurumlarda gürültü kontrolü, duyum sağlığı ve mekân akustiği üzerine çalışmış, ardından Türkiye’ye dönmüş. İngiltere ve Türkiye’deki ilgili yönetmeliklerin ve uygulamaların farklılığını vurgulayan Özge Can, ağırlıklı olarak mekânlardaki akustik düzenlemeler ve elektronik ses sistemleri üzerine çalışıyor.

Akustik üzerine çalışmaya nasıl başladınız?

İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümü’nden mezun oldum. Ardından üç seneye yakın, büyük bir stüdyoda tonmeisterlik yaptım. Aklımda hep akustik mühendisi olmak vardı. Maalesef Türkiye’de böyle bir eğitim imkânı olmadığı için, London South Bank Üniversitesi’nin Akustik Bölümü’nde yüksek lisansımı tamamladım.

Aynı dönemde çeşitli araştırmalarda görev aldım, hocamın da desteğiyle çeşitli projelerde danışman olarak çalıştım. Cambridge Üniversitesi’nde, üniversiteye bağlı tüm sınav kağıtlarının basıldığı binanın gürültü kontrolü raporlarını hazırladım. Ardından Kraliyet Müzik Akademisi’nde gürültü kontrolü, duyum sağlığı, mekânların akustiği üzerine çalıştım. Odalar arasındaki yalıtım, iç mekânlarda kullanılması gereken akustiği destekleyici ürünler, prova odalarındaki gürültü kontrolü, müzisyenlerin ve öğrencilerin duyum sağlığı, odalardaki ses yalıtımı üzerine bir yıldan fazla süre boyunca raporlama yaptım. Okul bittikten sonra ise iki yıla yakın Apple’da, akıllı telefonlar için ses ölçen ücretli uygulamaların hazırlanması konusunda çalıştım. Bu konularda testler yaptım, uygulamaları karşılaştırdım.

9 buçuk yılın ardından Türkiye’ye döndüm. İnfogroup’la Londra’ya gitmeden önce de tanışıyorduk; beni davet ettiler, görüştük ve birlikte çalışmaya başladık. Yaklaşık 3 yıl oldu… Londra’daki çalışmalarımdan daha farklı oldu Türkiye’de yaptığım işler. Avrupa’da ve tabii ki İngiltere’de de her konu için bir standart ya da yönetmelik geliştirilmiş. Türkiye’de durum çok farklı; dolayısıyla biraz yolumu değiştirmek durumunda kaldım. Mekânlardaki akustik düzenlemelerin yanı sıra, elektronik ses sistemleri de dahil oldu çalışma alanıma.

Ağırlıklı olarak ne tür projeler ve yapılar için teklif alıyorsunuz?

Çok amaçlı salonlar, kültür merkezleri, tiyatro salonları, belediye binaları dışında farklı projelerden de teklif alıyoruz. Bunlardan biri büyük konferans salonları… İş yaptığımız Azerbaycan’da, Ağdaş ve Neftçala kentlerinde şu an bitmek üzere olan 11 kapalı konferans salonu projemiz var. Çağrı merkezleri için de proje hazırlıyoruz. 100-200 kişinin aynı anda telefonla konuştuğu bir mekânda ses akustiği ve yalıtımı iyi planlanamazsa sıkıntılar olabiliyor. Yanı sıra profesyonel kayıt stüdyoları, canlı kayıt stüdyoları ile çalışıyoruz. En sık çok amaçlı salonlardan talep alıyoruz. Elektronik ve mekanik aksamıyla birlikte bu salonlar tiyatro, konser, gösteri ve konferans amaçlı kullanıldığı için yaygın bir talep var… Halihazırda var olan ancak kullanılmayan salonlar da var Türkiye’de. Bu salonların akustik tasarımının yenilenmesi, en baştan planlanması gerekiyor… Örneğin AKM en iyi sahne mekaniğine sahip yerlerden biridir ancak hâlâ düzenlenemediği için yıllardır kullanılamıyor. Bunun gibi hayata kazandırmamız gereken örnekler çok. Yeni yerler de yapılıyor bir yandan. Mesela Zorlu Center’ın biri büyük olmak üzere iki salonu var… Televizyon kanallarından da danışmanlık teklifleri alıyoruz. Çünkü radyo ve televizyonlar bambaşka bir akustik çalışma gerektiriyor. “Oda içinde oda” dediğimiz sistemle, dışarısı ile içerinin ses alışverişini tamamen keserek, mevcut bir odanın içinde yalıtım malzemeleriyle ikinci bir oda oluşturuluyor. İyi bir ses yalıtımı uygulaması bu tür mekânlar için çok önemli. Hassas mikrofonlarla sunum yapılan bir ortamda, dışarıdan gelebilecek en ufak bir ses mikrofona kaçabiliyor. Dolayısıyla aklınıza gelebilecek her tür mekânda, kullanım amacına göre akustik uygulamaların ve ses yalıtımının hayata geçirilmesi önem taşıyor; hastaneler, okullar da buna dahil. Örneğin bir belediyenin hayvan barınağı için ses yalıtımı teklifi aldık. Barınak, yerleşim alanına yakın olduğu için… Stadyum akustiği çalışmalarımız da var. Bir stadyum projesi üzerine çalıştığımız Irak’ta, Avrupa standartlarına uygun örnekler ve referanslar daha fazla isteniyor, Türkiye’ye kıyasla… Avrupa Birliği’ne girdiğimiz takdirde, bütün bu yüksek katlı konutlar, iş merkezleri, bu kadar rahat ruhsat alamayacak. Çünkü, kullandıkları malzemeden, ses yalıtımına, çalışanların eğitimine pek çok standardı yerine getirmeleri gerekecek.

Projelerinizi nasıl hazırlıyorsunuz, nelere öncelik veriyorsunuz?

Kullanım alanı olarak büyük hacme sahip projelere, kaba inşaattan itibaren dahil oluyoruz. Mimarlardan teslim aldığımız proje üzerinden yükseklik, hacim gibi konuları çalışarak, nereye ne uygulanacağına karar veriyoruz. Tavan yüksekliğinden, kullanılacak tuğlaya, yalıtım malzemesine, hem mimari, hem mekanik, hem elektronik, hem de akustik olarak en ufak detayına dek tekliflendiriyoruz. Teklifimiz eşliğinde 3D bir sunum yapıyoruz. Ayrıca uygulamadan önce ses ve akustik simülasyonlarımız oluyor. Uygulama bittikten sonra işimiz bitmiyor. Tekrar ölçümlerimizi alıp, projeye uygunluğunu kontrol ettikten sonra teslimatımızı yapıyoruz.

Kendi içerisinde, odalarla birbirinden yalıttığımız yerler de oluyor. Duvarlardaki ses geçirme değerlerini hesapladıktan sonra bu doğrultuda kullanmamız gereken malzemeyi tespit ediyoruz. 

Akustik planlama yapacağımız mekânlarda, içerideki akustiğe göre hoparlörlerin yerlerini ve biçimini belirliyoruz. Sahnedeki konuşmayı veya müziği en önden en arka sıraya dek doğru aktarabilmek için, hem yalıtım malzemeleri hem de elektronik aksam ve konumları çok önemli. Yanlış bir konumlandırma yaptığınızda, seyircinin sesi net algılayamamasına neden olabiliyorsunuz. Bu tür örneklerle çok karşılaşıyoruz. Bütçe nedeniyle reddedilen projelerimizde, daha sonraki yanlış uygulamalar nedeniyle geri dönüşlere sık rastlıyoruz. Bu kez maliyet de iki katına çıkıyor. Kullanılan malzemenin ve akustik tasarımın yanlışlığından dolayı, bir tiyatro salonunun balkonundaki seyircinin sahnede konuşulanı duyamadığı örneklerle karşılaşıyoruz. Doğrui nsanlarla, doğru yalıtım ürünleri ve akustik malzemelerle, doğru şekilde çalışmak tek tavsiye edebileceğim şey. İşin maddi boyutu da tabii ki önemli, ama bu işin bir sonraki “yanlıştan dönme” etabı da aslında hiç ucuza mal olmuyor. 

Doğru uygulamalar sonrası aldığımız övgüler bizi çok mutlu ediyor. Yaptığımız bir tiyatro salonunda Ali Poyrazoğlu bir oyun sergilemiş. Çıktığı bir tv programında da salondan övgüyle bahsetmiş, “Kendimi çok iyi hissettim, bu nasıl bir salon, ilk defa oynuyorum ama yapanların eline koluna sağlık” demiş. Bu övgüden haberdar olunca çok sevindik. Bir nevi “gizli kahraman” gibiyiz aslında…

Proje ve uygulama dışında ne tür hizmetler veriyorsunuz?

Danışmanlığını yaptığımız şirketlere, ses, akustik ve ışık uygulamalarının karar verme aşamalarında da danışmanlık yapıyoruz. Özellikle bazı yabancı şirketler inşaatları için özel sertifika talep edebiliyor. Türkiye’de çok fazla şirkette yok bu tür sertifikalar. Mesela IOA’nın (International Organization of Acustics) vermiş olduğu sertifikanız yoksa Avrupa’nın çoğu yerinde “akustikçi” olarak iş yapamazsınız. Çünkü derneğe herkesi üye kabul etmezler; birincisi eğitiminizin, ikincisi tecrübenizin yeterli olmasına dikkat ederler.

İnfogroup olarak kendi fabrikamızda akustik paneller, difüzörler, hoparlörler de üretiyoruz. Ayrıca tüm ölçümlerimizi ve testlerimizi yaptığımız bir laboratuvarımız var.

Çalışmalarınızda ses yalıtımının yeri ve önemi nedir?

Ses yalıtımı, en az iç mekânın akustik tasarımı kadar önemli bizim için. İçerideki gürültü dışarıya sızmamalı veya dışarıdaki gürültü içeriyi etkilememeli… Genelde şöyle bir hata yapılıyor; inşaat şirketleri yapıların bitimine yakın bizimle irtibat kurduğunda, bizim yapabileceğimiz pek bir şey kalmamış oluyor. Ya yalıtım malzemesi kullanmamış oluyorlar ya da yanlış malzeme tercih etmiş oluyorlar.

Malzemelerin kalınlığı kadar yoğunlukları da önemli ses yalıtımında. Örneğin İngiltere’de inşaatına başlayacağınız yapının duvarları ve tüm katı yüzeyleri için; nerede, hangi malzemeyi, hangi kalınlıkta kullanacağınıza dair kesit çizimleri sunulur belediyelere. Buradaki değerlerinize bakarak onay verilir.

Sıklıkla hangi tür ses yalıtım malzemelerini kullanıyorsunuz?

Taban için akustik parkeler; parkelerin altında ise yüzer döşeme levhaları, şilteler kullanıyoruz. Duvar yalıtımları için farklı malzemeler var. İçeriden ve dışarıdan iki taraflı ölçümlerle malzeme kararını veriyoruz. Hepsinin farklı özellikleri var. Yangına karşı dayanıklı olanları var, ki bu da artık ikinci bir şart… Kullandığımız yalıtım malzemelerinin en çok kullanılanı ve bilineni camyünü ile taşyünü. Mineral yünleri doğru kalınlık ve yoğunlukta kullanabilmek de önemli.

Mevcut yapı stoğumuza baktığınızda; ses yalıtımı ve akustik konfor konusunda yeterince nitelikli proje uygulaması olduğunu düşünüyor musunuz?

Bizde daha çok görüntüye önem veriliyor. Yalıtım görünmediği için, daha doğrusu konut alırken insanların öncelikle dikkat ettiği bir durum olmadığı için, geri planda kalıyor. Ancak sonrasında inşaat firmasına şikayetlerin en çok olduğu konu yine ses yalıtımı… Sadece evlerde veya rezidanslarda değil; tiyatrolarda, sinemalarda veya yeni yapılan çok amaçlı salonlarda da aynı şey geçerli… Özellikle bu tür yapılarda doğru akustiğin sağlanabilmiş olması, duvarların, halıların renginden, koltukların modelinden çok daha önemli. Eskiden tiyatro ve operalarda veya konser salonlarında insanların sesleri dinleyiciye doğrudan ulaşırdı. Henüz elektronik sistemler çok yaygın olmadığından, bu tarz büyük alanlarda akustik gerektiren yerlerde yansıtıcılar, sesi çoğaltacak unsurlar kullanılırdı. Şimdiyse hemen hemen her yerde tamamen elektroniğe dayalı. Dolayısıyla yalıtımın ve akustik anlayışın bu tür büyük salonlarda değiştiğini görüyoruz. Büyük bir kültür merkezi içinde 2-3 salon olabiliyor veya bir sinema kompleksinde 10-12 adet salon olabiliyor. Bu salonları birbirinden yalıtırken, yalıtım malzemelerinin seçimi, doğru şekilde kullanılması, projenin doğru uygulanması ve uygulayan ustaların da bu konuda bilinçli olması gerekiyor. Her zaman her yerde aynı malzemeyi kullanamıyorsunuz. Tiyatro, sinema ya da konser salonu; söz konusu yapı hangi amaçla kullanılacaksa, ortaya çıkacak gürültüye göre yalıtımın planlanması gerekiyor. Bu şekilde çalışabileceğimiz Türkiye’de sayılı marka var, bunlardan biri de İzocam… İzocam malzeme konusunda çok fazla seçenek sunuyor.

Sizce Türkiye’de ses yalıtımı ve akustik konfora yeterince önem veriliyor mu?

Yaklaşık 3 sene önce, Beylikdüzü tarafında ünlü konut sitelerinden birini ziyaret etmiştim. Bir katta 8 daire konumlandırmışlar. Haliyle bu daireler arasında belli bir yalıtım oluşturulması gerekiyor. Ses yalıtımını sorduğumda, “Isı yalıtımı yaptık, yeterli olacağını söyledi mimarlarımız” cevabını aldım. İkisinin birbirinin yerini tutacağını düşünüyorlar… Yalıtım bilinci maalesef Türkiye’de hâlâ yok. Akustik standartlarımız da gelişmemiş. Çevre ve Orman Bakanlığı’nın Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği birkaç sayfadan oluşuyor. Oysa ki Avrupa standartları çok daha fazla detay içerir. Gece kulüpleri, eğlence alanları, fabrikalar, endüstriyel alanlarda veya kent merkezlerinde kurulacak konutlar, tren yolu, havaalanı veya otoyola mesafelerine göre ayrı ayrı kanunlara tabi tutulur. İnşaatlara da bu kanunlara uygunluğuna göre lisans verilir. Bizde ise akustik değerleri doğru anlamda hesaplayan ve gereken önemi veren inşaat şirketi fazla sayıda değil. Türkiye’deki yabancı otel zincirlerinin inşaatları, Avrupa ya da ABD tarafından denetleniyor ve o yapılarda kaçınılmaz olarak bazı standartlara ve şartlara uyuluyor. Ancak bu bilince sahip olmayan inşaatlarda can güvenliği, iş güvenliği vb unsurlar dahil göz ardı ediliyor.

Aslında akustik o kadar çok yönlü bir çalışma alanı ki… Bizde hâlâ eğitim alanında böyle bir branşlaşma olmamasına inanamıyorum. İTÜ’de, MSÜ’de mimarlara akustik dersleri veriliyor, İTÜ’de, BÜ’de araştırma yapan hocalar da var. Ama üniversitelerimizde ayrı bir bölüm yok, sadece sertifika odaklı eğitim veren kurumlar var, ki onların da kapsamı ve yeterliliği tartışılır… Bu konuda çalışacak uzman eksikliği yaşıyoruz. Mesela, zabıtalar şikâyet üzerine gittikleri bir mekânda, hiçbir kalibrasyona, standarda sahip olmayan ölçüm aletleriyle desibel ölçümü yapıyor. İç ve dış mekanların belli ölçüm standartları vardır; hangi mesafeden, hangi açı ve konumlarda ölçüm alacağınıza dek belirtilmiştir… Akustik konusunda bilgili ve bilinçli insanların yetiştirilememesi büyük eksiklik.

*Bu içerik İzocam Diyalog Dergisinin Ocak, Şubat, Mart2014 tarihli sayısından alınmıştır.

Paylaş