“Yalıtım doğru yapıldığında kazanç, yanlış yapıldığında büyük kayıp”

10 Mayıs 2018 Perşembe
PAYLAŞ :

 

“Yalıtım doğru yapıldığında kazanç, yanlış yapıldığında büyük kayıp”

Diyalog dergisi için Türkiye’nin mevcut yapı stoğunu yangın riski ve yangın yalıtımı açısından ele aldı; Yangın Yönetmeliği’nin uygulanması ve denetlenmesindeki aksaklıkları ve kentsel dönüşüm çalışmalarında yangın yalıtımının yerini değerlendirdi.

Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç, yangın konusunda ilk çalışmalarına 1987 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde başladı. 1989-1994 yılları arasında İstanbul İtfaiye Müdürü olarak görev yapan Kılıç, bugün yangın ve yangın güvenliği konusunda Türkiye’nin en tanınan ve güvenilen isimlerinden.

Halen İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi’nde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç; Türkiye’de ilk Yangın Yönetmeliği’nin çıkarılması konusundaki  çalışmalarının yanı sıra ilk kurtarma ekibini oluşturma faaliyetlerine de öncü oldu. Birçok ulusal ve uluslararası kuruluşa üye olan Kılıç, Japonya’da itfaiye söndürme ve kurtarma eğitimi görmüş, Almanya, İngiltere gibi ülkelerde yangın önlemleri konusunda eğitimlerde bulundu. Türkiye Yangından Korunma ve Eğitim Vakfı’nın kurucusu ve Onursal Başkanı olan Kılıç’ın, yangın güvenliği konusunda çok sayıda yayını bulunuyor.

Öncelikle yangın yalıtımı nedir, kapsamını anlatabilir misiniz bizlere?

Yangına karşı alınan önlemler pasif ve aktif olarak ayrılıyor. Yalıtım, pasif önlemler arasında yer alıyor. Çoğu zaman bir mekanda bir bölümden diğerine yangının geçişinin engellenmesi yangın yalıtımı olarak düşünülüyor. Şaftların ayrılması, katlar arası geçişlerin kapatılması, kablo geçişleri, boru ve kanal geçişleri, bunların çevresinin yalıtılması gibi. Bu detaylar da kuşkusuz çok önemli yangın geçişinin önlenmesi açısından. Ancak yangın yalıtımını ses, ısı ve su yalıtımlarından ayırmak mümkün değil. Doğru yapılan ısı ve ses yalıtımı aynı zamanda yangın yalıtımı da sağlar. Bununla beraber yangına yol açan nedenlerin başında çoğu zaman yanlış kullanılan ısı, ses ve su yalıtım malzemeleri gelmektedir.

Yangın yalıtımı söz konusu olduğunda, yalıtım malzemelerini iki sınıfta ele alıyoruz; biri alevlenicilik diğeri yanıcılık… Yanıcılık sınıfındaki malzemeler, yanmaz ve zor yanıcı olarak iki grupta, alevlenici sınıf ise zor, normal ve kolay alevleniciler olarak üç grupta inceleniyor. Bu malzemelerin her birinin kullanıldığı yerler farklıdır. Hep şunu söylerim, “İyi olan malzeme yoktur, uygun olan malzeme vardır.” Polistiren, poliüretan gibi yanıcı özellikteki malzemelerin de tercih edildiği ve kullanılmasının uygun olduğu yerler vardır. Yanıcılığı daha az olan taşyünü, camyünü ve benzeri perlit gibi malzemelerin kullanılacağı yerler daha farklıdır.Doğru olan; uygun yerde uygun malzeme kullanılmasıdır.

Bir binanın öncelikle fonksiyonel olması hastane mi okul mu ne amaçla yapıldığının belli olması ikincisi güvenlikli olması, üçüncüsü konforlu olması örneğin hastane ise ses yalıtımı yapılması bir taraftan estetik, diğer taraftan ekonomik ve kolay işletilebilir olması, ayrıca enerji tasarrufunu içermesi gerekiyor. Bütün bunları yaparken de uygun malzemeleri seçmelisiniz.

Bir jeneratörün ses yalıtımını sağlarken kullanacağınız malzemenin mutlaka en az zor  alevlenici olması lazım. Yanıcı özellikteki malzemeleri bile kompozit içinde rahatlıkla kullanabiliyorsunuz. Doğru ve uygun yalıtım; binanın özelliği, kullanım amacı, yapı yüksekliği ile mekanik ve elektrik sistemlerine bağlı olarak yalıtım malzemesinin seçilmesi anlamına geliyor.

Mesela çatıda kullanacağınız yangına dayanıklı su yalıtımı malzemeleri biraz pahalıdır. Bunun yerine alternatif olarak su yalıtım malzemesi üzerine çakıl taşı serebilirsiniz. Önemli olan yangının çatıdan yayılmasının engellenmesidir. Bazı yerlerde çatı statik olarak çakılı taşıyamayabilir, o zaman daha hafif bir malzeme kullanabilirsiniz, perlit serebilirsiniz. Alanın büyüklüğüne, kullanım amacına göre bir çare her zaman vardır. Mimarın uyguladığı sistemi rahatlıkla yangına dirençli hale getirebilirsiniz.

Türkiye’nin mevcut yapı stoğunu yangın riski ve yangın yalıtımı açısından değerlendirebilir misiniz?

Türkiye genelinde mevcut yapıların durumuna baktığımızda, sadece yangına dayanıklı yalıtım malzemesinin değil, diğer sistemlerin de çok yetersiz olduğunu görüyoruz. Ülkemizde yangın yönetmeliklerinin uygulanmasındaki zorluklar ve kadercilik anlayışımız nedeniyle yangın konusu en son dikkate alınmaktadır. Üşüdüğünüzde ya da sıcak hissettiğinizde soğutma sisteminin, ısıtma sisteminin, ısı yalıtımının eksikliğini anlarsınız. Ancak yangın olmadan yangın sisteminin eksikliğini anlamadığımız gibi, yangın olduğu zaman da ya sigaradan ya elektrik kontağından ya da sabotaj diyerek sorunu kendimizde değil başka yerlerde aramaktayız. Yüksek binalar da dahil dış cephelerde ve içeride kullanılan ısı yalıtım malzemeleri; özellikle jeneratör ve tesisat dairelerinde kullanılan ses yalıtımı malzemelerinin, çatılarda kullanılan su yalıtımı malzemelerinin büyük çoğunluğunun yönetmeliklere uygun olmadığını söyleyebilirim. Birçok AVM’nin çatısında çıkan ve genişleyen yangınlar, bina cephelerinde başlayıp yayılan yangınlar bu duruma örnek verilebilir. Benzer biçimde, birkaç yıl önce bir rezidansın cephesinde meydana gelen yangın malzemenin yanıcılık sınıfı uygun olmadığı için ortaya çıkmıştı. Sinemalarda, villalarda, toplantı salonlarında, fabrikalarda ses yalıtımı için kullanılan malzemelerin kısa sürede binayı yok edebilecek kadar riskli olduğu örnekleri çok gördüm.

Dünyadaki örnekleri dikkate aldığınızda; yangın yalıtımı konusunda Türkiye’deki yönetmelikleri nasıl değerlendirirsiniz?

Dünya geneline baktığımızda, kullanılan yapı malzemelerinin her geçen gün yangına biraz daha dayanıklı hale getirildiğini görüyoruz. Ülkemizde geçerli olan yangın yönetmeliğini esas aldığımızda; yüksek binaların dış cephelerinde kullanılan malzemelerin zor yanıcı olması, diğer taraftan içeride, tavanda kullanılanların zor yanıcı olması, boruların yüksek binalarda zor alevlenici olması, topluma açık yapılarda içeride kullanılan malzemelerin mutlaka zor alevlenici özellikte olması gibi şartlar var. Kolay alevlenici malzemelerin, özellikle poliüretan, polistiren, PVC gibi malzemelerin kullanılmaması gerektiği; kullanıldığı takdirde ise sadece kompozit içinde kullanılması gerektiğine dair şartlar var.

Avrupa’daki yönetmeliklerle karşılaştırdığımızda, bizim yönetmeliklerin pek farklı olmadığını söyleyebiliriz. Ancak uygulamaya baktığımızda, başta devlet daireleri olmak üzere, şartlara pek itibar edilmediğini görüyoruz. Ne yazık ki en büyük risklerden biri yönetmeliklerin uygulanmaması. Üzücü olan, kamuya ait binalarda yangın yalıtımı önlemlerinin yetersiz olması. Şu anda en çok yanıcı malzemenin kullanıldığı binalar devlet tarafından yaptırılan kamu binaları. En çok da TOKİ tarafından yaptırılan binalar.

Denetim konusuna gelince… Maalesef TOKİ ve benzeri kurumların müteahhitlerinin baskısı ile denetim itfaiyelerden alınarak doğrudan ilçe belediyelerine verildi. Proje kontrollerinin ilçe belediyelerine verilmesi uygulaması İstanbul’da Eylül 2014 itibariyle başladı. İlçe belediyelerinde, değil yalıtım malzemelerinin uygun olup olmadığını, sistemleri bilen kişilerin sayısı bile yok denecek kadar az. Bu nedenle Türkiye’de bir kaos oluşuyor yavaş yavaş. İlçe bazında karar alındığı zaman, yorumlama da her ilçede farklı oluyor. Yönetmelikler hiçbir zaman çok net açıklanamaz ama her ilçe belediyesi yönetmelikleri kendine göre yorumlamaya başladı.

Kentsel dönüşüm çalışmalarında yangın yalıtımı çalışmaları sizce yeterince yer bulabiliyor mu?

Hem iyi tarafı var kentsel dönüşümün, hem de kötü tarafı… İyi tarafı, yeni yapılarda yeni söndürme ve algılama sistemlerinin kullanılması. Kötü tarafı ise binaların çok yüksek olması ve kullanılan malzemenin buna uygun seçilmemesi nedeniyle yangın riskinin artması. Kentsel dönüşümde yönetmeliklere uygun yalıtım yapılması; mevcut binaların değiştirilerek yenilenmesi yangın güvenliği açısından da fevkalade olumlu bir olay. Küçük binalar yıkılarak yerlerine büyük binalar yapılıyor. Küçük binalarda kullanılan yalıtım malzemelerinin yanıcılık sınıfı çok fazla önemli değil, çünkü müdahale edebilmek kolay. Ancak yüksek binalarda hassasiyet göstermek ve yanmaya elverişli olmayan malzeme kullanmak gerekiyor.

Bir taraftan 3-4 katlı binalar yıkılırken yerlerine 17-18 katlı konutlar yapılıyor. 17-18 kat, yani 51 metre, yangın sistemleri yönetmeliğine uyma zorunluluğunun alt sınırı. Alçak binalar ile çok katlı binaların yangın riski farklıdır, çünkü yüksek binalara müdahale zordur. Konutlarda yapı yüksekliği 51,50 metreden daha düşük binalarda sprinkler, algılama sistemi ve anons zorunluluğu bulunmamaktadır. TOKİ’nin yaptığı, Emlak Konut’un desteklediği kentsel dönüşüm içerisinde yer alan konutların çoğuna baktığınızda yapı yüksekliklerinin hep 50-51 metre olduklarını görürsünüz. 51,5 metreye çıkıldığında yangın söndürme ve algılama sistemlerinin yapılması gerekiyor. Bu nedenle 45-51 metre yükseklikteki binaların riski diğer binalara göre çok çok yüksek. Ancak maliyeti aşağı çekebilmek için bina yükseklikleri sınırın hemen altına çekiliyor. Bu zorunluluklardan kaçınmak için 51,45 metre yükseklikte inşa edilmiş binalar bile var. Bu bakış açısı ile yoluna devam eden kentsel dönüşüm mimarisi yangın açısından hayli riskli.

Yine yönetmeliklerde 21,50 metre yüksekliğe sahip 7 katlı binalarda dış cephede kullanılan malzemelerin en az zor alevlenici olması isteniyor. Bu sınır 21,50 metre iken yeni hazırlanan yönetmelik taslağında 28,5 metreye çıkarılmaktadır. Bunun arkasında zannediyorum kentsel dönüşüm dahilinde yapılan yeni binaları 10 kata çıkarmak yatıyor. Bu da yeni binaları daha tehlikeli bir konuma getiriyor. Diğer ülkelerde ise tam tersi bu sınır düşürülüyor.

 

*Bu içerik İzocam Diyalog Dergisinin Nisan, Mayıs, Haziran 2015 tarihli sayısından alınmıştır.

 

 

 

(0) Yorum

YORUM YAP